>Krallık Özel – El Clasico Yorumları

>

Marsyas:
Dünya da ilk çıkan bilgisayar oyunu Pong’dur. Pong’un tek amacı iki tane çubuk arasında topu bir taraftan diğer tarafa geçirmekir. Bu basit fakat çağ açan oyun Barcelona’nın pas oyununu hatırlatıyor. El Clasico oynanmadan önce ilk defa iki takımın eşit olduğu söyleniyordu. Fakat maç eşitlikten çok PES’i yeni oynamaya başlamış bir çaylak ile senelerin PES oyuncusunun maçı gibiydi. Mourinho Madrid’i her zamanki taktiğinde oynattığı için Barcelona karşısında adeta ezildi. İnter’deki sağlam defans oyuncularına sahip olmadığı için aynı anlayışta Çanakkale geçilmez taktiği yapamazdı. Fakat 5 farklı mağlubiyet alacak kadar da aciz duruma düşmesi yanlış taktiksel anlayışıdır. Futbolun asla sadece futbol olmadığı bir karşılaşmada bir futbol ideolojisinin üstünlüğüne şahit olduk.
Midas:
3 sezondur aynı teknik direktörün yönetimindeki, ilk 11’i, 10’u en az 3 yıl birlikte oynamış 5’i Katalan kökenli 8 İspanyol ve 3 yabancıdan oluşan Katalan Takımı Barcelona, bu sezona yeni bir teknik direktörün yönetiminde başlayan, ilk 11’i, 5’i yeni transfer 8 yabancı ve 3 İspanyol’dan oluşan “Yıldızlar Topluluğu”nu 5-0 yendi.
“Takım”ın, maç boyunca % 67 oranında topa sahip olarak, % 89’u başarılı olmak üzere 684 pas yapmış olmasına karşın, “Yıldızlar Topluluğu” ancak % 33 oranında topa sahip olabildi ve % 74’ü başarılı 331 pas yapabildi. Bir diğer ifade ile, “Yıldızlar Topluluğu”nun 249 başarılı pas’ı, “Takım”ın 609 başarılı pas adedinin sadece % 40’ı kadar. Bu istatistikler, maçı ve sonucunu yorumlamakta fazlası ile yeterlidir düşüncesindeyim.
Lacorte:
Barcelona gecen sezon ezdigi Real Madrid’e yine top yuzu gostermedi.  Madrid’in kayda deger 1 sutu bile yoktu; Valdes uzun zamandir en rahat macini oynadi. Herhalde Mourinho’nun gecen haftaki “Bu mac benim icin diger maclardan farksiz” aciklamasi, skorun Madrid icin bu kadar kotuye gidebilecegini tahmin etmesinden dolayiydi.  Ronaldo icin bir not dusmek istiyorum. Bir yildiz oynadigi butun El Classico’larda bu kadar mi etkisiz olabilir.  Messi’nin niye onun onunde oldugu cok acik.  Gecen sene Pellegrini, neredeyse sadece Barca’yi yenemeyip sampiyon olamamisti. Cok cok buyuk ihtimal Mourinho’da ayni sorunu yasayacak…
Reklamlar
Published in: on Kasım 30, 2010 at 06:47  Comments (1)  

>Mavi Hap Mı Kırmızı Hap Mı ?

>

Hollywood filmlerinde en ilgi çekici hikaye türü felaket sonrası yaşamı anlatanlardır. Nükleer savaş, hastalık salgını ya da doğal felaketten sonra bir avuç hayatta kalan insan yaşam mücadelesi verir. Bir kısmı insanlıktan kopup yaşama devam etmek için ne olursa olsun yaparlar, geri kalanlar ise güçsüz bir şekilde her gün daha kötüye giden yaşam savaşlarında dibe vururlar. Bu tür filmlerin popüler kültürde en çok beğeni toplayanı hiç şüphesiz Matrix filmidir. Hayatından bezmiş ve iş hayatında ezilen Neo’yu gerçek Dünya’ya gözlerini açabilmesi için önüne iki tane hap konur. Gerçekleri görmek için kırmızı hapı, yaşadıklarını unutup normal hayatına dönmesi için ise mavi hap vardır. Pazar akşamı Ali Sami Yen de son defa oynanan derbide, kırmızı hapı içen bir Schuster ve mavi hapı içmekte ısrar eden Galatasaray camiası vardı.
Derbi maçı iki takım için adeta ölüm kalım mücadelesiydi. Sadece şampiyonluk için değil, büyük ihtimalle yönetimlerin uzun vadede kaderlerini belirleyecek bir maçtı. Beşiktaş ile başlarsak Schuster’in en sonunda kırmızı hapı içerek bazı gerçeklerle yüzleştiğini görüyoruz. Mustafa hoca geçen sene bu takıma boşuna sıkı savunma yaptırıp kontra atak futbolu oynatmıyordu. Özellikle Ernst – Fink ikilisi ile güçlü defansif bir orta saha oluştururken, tek eksiği Quaresma ve Guti gibi topu ileriye taşiyacak oyunculara sahip olmamasıydı. Schuster’in Galatasaray karşısında oynattığı futbolu gördükten sonra ne kadar 1960’lardan etkilendiğini gördük. İlk 60 dakika topu kendi sahasında kabul edip Holosko-Tabata-Nobre üçlüsü ile kontra atak futbolu oynatan Schuster, beklediğini daha maçın başında kazandığı penaltı ile buldu. Forvet oyuncuları arasında tek kontra atak futbolu oynayabilen ve Manisaspor’da oynarken bu sistemde oynadığı oyun ile yıldızlaşan Holosko en iyi oyunlarından birini çıkardı. Tabata ve ilk 60 dakika için Nobre bu sistemin en verimsiz oyuncularıydı. Kadrodaki sakatlıklar bahane olabilir fakat A2 takımında oynayan genç dinamik forvet oyuncuları bu sistemde çok daha etkili olabilirdi. Maç boyunca orta sahada adeta duvar görevi gören Aurelio ve kritik dakikalardaki hamlelerle golleri getiren Guti maçın yıldızları arasındaydı. Beşiktaş golü attıktan sonra kalesinde bireysel hatalardan pozisyonlar ve baskı gördü. Aurelio ya da Ernst’in yanında Necip ilk onbirde başlasa ilerde top tutmaktan aciz forvet oyuncularına daha fazla yardım gelebilirdi. Herşeye rağmen Schuster’in kırmızı hapı içip gerçekleri görmesi Kara Kartal’a bir nefes aldırdı ve şampiyonluk yarışını uzaktan da olsa devam ettirdi.
Gerçekleri görmemekte ısrar eden Galatasaray mavi hapı içmekte ısrar ediyor. Hagi’yi ve Tugay’ı eleştirmek çok adil olmaz, fakat görünen tablo sorunun Rijkaard da olmadığını gösteriyor. Galatasaray’ın kadrosu yetersiz olabilir ama en azından az malzemeyle bile karın doyuracak yemekler yapılabilir. Günümüz futbolunun en önemli futbolcuları bek oynayan oyunculardır. Carlos ve Cafu’nun atağa yardım eden bek oyuncuları devrimi günümüzde ciddi anlamda gelişmiş durumda. Evra, Ramos, Alvez ve Maicon gibi oyuncular bir çok önemli maçlarda takımlarının kilit oyuncuları olup galibiyeti getiren isimler oluyorlar. Galatasaray’ın beklerine bakarsak Hakan Balta ve Ali Turan “1960”ların bekleri gibi oynuyorlar. İki oyuncunun stoper mevkiisinde çok daha etkili olacağı kanaatindeyim. Ali Turan Kayseri de uzun seneler alternatif stoper olarak oynadı ve son senesinde sağ bek oynarak etkili performansıyla Galatasaray’a transfer oldu. Bu futbolcunun yarım sezon oynamaması fiziksel gücünü hiç şüphesiz etkilemiş. Fakat büyük takımlarda gereken bek performanısı asla veremiyecek bir oyuncu. Haklı olarak maçtan sonra en çok eleştirilen oyuncu yaptığı penaltı ile Ali Turan’dı, ancak hızlı bir Holosko’nun önünü (özellikle Sabri gibi hızlı bir oyuncu varken) sağ beke Ali Turan’ı koyan zihniyet de aynı şekilde sorgulanmalı. Özellikle birinci yarıya bakılırsa Galatasaray’ın pozisyonlarının çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Galatasaray’ın yakaladığı pozisyonlarda Beşiktaş’ın kalecisi Cenk’in kalede devleşmesi ve kalede adeta Nietzche felsefesi yapması skoru korumak adına en büyük etkenlerden biriydi. Maçın gidişatını gören bir yabancı yorumcu Galatasaray’ın ikinci devre büyük ihtimal beraberliği yakaliyacağını söyleyebilirdi. Fakat Galatasaray’ın sadece 60 dakika futbol oynadığını bilmeyen bu yorumcu büyük bir yanılgıya uğrardı. Takımının her maçta ikinci yarıda oyundan düştüğünü bilen Hagi’nin takıma hamle yapması gerekiyordu fakat yaptığı hamlelere Nietzhe bile anlam veremezdi. Galatasaray da Emre Çolak gibi genç futbolcuların takıma kazandırılması şart. Baros’un takıma dönüşü bir umut versede, bu takıma gençleştirilip Maradona bile gelse kırmızı hapı içmeden bir katkı sağlayamayacaktır..
Üç büyüklerin yaşadığı krizi tek kelimeyle adlandırmak gerekirse, kesinlikle “Ego” diyebiliriz. Yabancı teknik direktörler, yöneticiler ve futbolcular biraz egolarını yenip sorunlara çözüm aradıklarında gereken yerlere en kısa zamanda geleceklerdir. Ancak o zaman, renkli haplar yerine oynanan futbolun kalitesi hakkında konuşabiliriz.
Published in: on Kasım 30, 2010 at 04:11  Comments (1)  

>GS 1 – BJK 2

> Bernd Schuster üstadın, artık herşeyi “anladığının” fotoğrafıdır.

Published in: on Kasım 28, 2010 at 21:44  Comments (3)  

>Marsyas’ın Not Defteri 27.11.2010

>

Gaziantepspor 1 – Trabzonspor 3

Trabzonspor zorlu Antep deplasmanında liderliği ne kadar hak ettiğini bir kez daha göstermiş oldu. Maç aslında Trabzonspor için tam bir klasik Hollywood senaryosu gibi başladı. İlk 15 dakika Antep’in etkili presi ve istekli oyunuyla çok fazla top kayıpları yapan Trabzonspor, daha maçın 3. dakikasında kornerden gelen bir pozisyonda yenik duruma düştü.
Gaziantepspor beklentinin çok üzerinde başlamasına rağmen etkili oyununu devam ettiremedi ve özellikle yediği ilk golden sonrada oyun disiplininden koptu diyebiliriz. Trabzonspor’un kadrosunda maçın kaderini değiştirecek bir çok oyuncu bulunuyor ve bu oyuncular arasındaki kimyayı Şenol hoca oluşturmuş durumda. Trabzonspor’un golleri genelde bireysel yeteneğe dayalı olmak yerine, defansı zorlayan organize ataklarla geliyor. Bu kadar etkili bir Trabzonspor karşısında pres yapıp topu Trabzon’un yarı sahasında kabul ettirmek gerekiyor. Antep’in etkili olduğu zamanlarda özellikle Popov ve Ivan de Souza’nın etkili oyunları Trabzon defansına zor anlar yaşattı. Antep’in maçı değiştiren adamı stoper mevkiisinde kaptan Yalçın’dı. Penaltı pozisyonunda yaptığı bireysel hatayı affetmeyen Trabzonspor, maçın devamında da Antep’e oyuna dahil olmasına izin vermedi.
Trabzonspor’da Selçuk ve Coleman maça kötü başlayınca, orta sahanın bütün yükü Jaja’nın üstüne binmiş oldu. Yaptığı asist ve attığı üçüncü golle Trabzonspor’un vazgeçilmez oyunculardan biri olduğunu gösteren Jaja, sezonun en iyi transferlerinden biri olduğunu gösteriyor. Maçda en çok takdir edilmesi gereken kişilerden biri hiç şüphesiz Şenol Hoca. Türkiye’ye gelen yabancı teknik direktörler en ufak bir kavgadan oyuncuları takımdan silerken, kendisine hakarette bulunan Engin’i takımının ihtiyacı olduğu için egosunu yenip oynattı. Alanzinho’nun etkisiz performansından dolayı ilk yarı Trabzon’un sol kanatı adeta yok gibiydi. Bunu gören Şenol hoca takıntı ya da ego dinlemeden Engin’i oyuna aldı ve oyun disiplininden kopan Antep karşısında üstünlüğünü korudu.
Öne Çıkanlar: Jaja, Burak, Ivan De Souza, Popov
İstanbul Büyükşehir Belediye 0 – Fenerbahçe 1
Fenerbahçe için rakiplerinin birbirleriyle oynayacağı ve liderin kazandığı bir haftada galibet zorunluluğu taşiyan bir maçtı. Beklendiği gibi zorlu geçen ve taraftarlar için Testere serisinin tüm filmlerini aynı anda izlemiş kadar gerilim dolu geçen maçtan 3 puana ulaşmayı başaran Fenerbahçe oldu. Abdullah Avcı son 3 sezon yakaladığı üstünlükle Fenerbahçe’yi en iyi çözen hocalardan biri olduğunu ispatladı. Maçın hakkı beraberlik olsa bile, bu üstünlüğünü hala kaybetmediğini de gösterdi.
Aykut Hoca’nın Gökay’ı ilk on birde oynatması hafta içi bahsettiği Fenerbahçe ruhuna ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Cristian – Gökay ikilisi maç boyunca yardımlaşarak İBB’li oyunculardan bir çok top çaldılar. İlerleyen haftalarda Emre takıma katıldıktan sonra Gökay ile birlikte Aykut Hoca’nın uzun süredir aradığı çift yönlü orta saha oyununu bulacak gibi gözüküyor. İlk on bir seçiminin tek eleştirilecek tarafı Hoca’nın Stoch konusunda ısrarı. Haftalardır Stoch’un uyum sorunu çektiğini ve her ne kadar ilerde top tutsa bile, son paslarının top kayıplarına dönüştüğünü görüyoruz. Dia – Niang ikilisi bu sezon maç başına 3 gol averajıyla oynuyor ve takıma ciddi anlamda katkıda bulunuyor. Hoca’nın kanatlarda Stoch – Dia ikilisiyle başlamak istediği bir gerçek, fakat defansif olarak Fener’in 18 gol yemesi böyle bir riski almasını engelliyor. Ayrıca Dia’nın sağ kanatta oynadığı zamanlarda Gökhan’ın kesinlikle ileriye çıkmaması gerekiyor; bu ikilinin hem uyumu açısından hem de Dia’nın defansif zaafları yüzünden kaybedilen toplarda sağ kanat boş kalıyor.
Yobo hafta içinde “esas problem Fener’in sol kanatı” demiş. Ne kadar haklı olduğunu İbrahim Akın’ın sol kanattan yakaladığı ve cömertçe harcadığı pozisyonlardan gördük. Caner canla başla çalışan fakat son derece verimsiz oynayan bir futbolcu. Sol bek olmamasına rağmen Galatasaray döneminden beri bu pozisyona alışmaya çalışması bir bahane olabilir. Fakat maç boyunca kendisine gelen bir çok topu önce düzeltip, sonra gerilip taça ya da auta atmasının hiç bir mazereti olamaz. Maçda asist yapan Mehmet Topuz’da beklenen formuna bir türlü ulaşamıyor. PES oynarken top size gelmeden ne yapacağınıza karar vermezseniz ya top kaybı yaşarsınız ya da çok tehlikeli bir kontra atak. PES’de yaşananların aynısını Mehmet Topuz’un ve Caner’in yaptığını görüyoruz. Özellikle maçın ikinci yarısında bir çok rakibi az adamla yakaladığı pozisyonların bu oyuncuların yanlış ve geç verilmiş tercihlerinden dolayı harcandığını gördük.
Maç bir çok konuda sürprizlerle doluydu. En büyük sürpriz hiç şüphesiz Fransız gol kralı Niang’ın Guiza’yı hatırlatan performansıydı. Kaleciyle karşı karşıya pozisyonlarda kaçırdığı goller, 18’in dışında yaptığı top kayıpları ve penaltı kaçırışı maçın kafa kafaya gitmesinde en büyük etkendi. İBB’de ise İbrahim Akın’ın kaleciyle karşı karşıya atamadığı goller skoru belirledi. Niang’ın kötü performansına karşılık, atılan goldeki katkısı, hücum presleriyle rakip defansını zorlamalarıyla alışılandan çok farklı bir Cristian vardı sahada. İBB tarafından bakarsak maçın genelinde çok etkili alan savunması yaptığını, Fener’in beklerinin bir çok kez top çevirip kaleci Volkan’a dönmelerinden görebiliriz. Alex, Niang ve Stoch’a adam adama defanslarıyla bu oyuncuları çok iyi etkisiz hale düşüren Abdullah Hoca’nın tek beklemediği performans Cristian’dan geldi. İBB’nin bu şekilde oynadığı kontra atak sisteminde Tum yerine İskender gibi hızlı oyuncularla başlaması gerekiyor. Maç boyunca Tum’un İBB’nin geliştirdiği ataklarda çok yavaş kaldığını ve sık sık ofsayta düştüğünü gördük.
Fenerbahçe bu sezon ilk defa tek gollü bir galibiyet aldı. Kasımpaşa ve Buca gibi gol atmakta sıkıntı çeken rakiplerinden toplam 4 gol yiyen Fenerbahçe, aynı zamanda gol yemediği üçüncü galibiyetini aldı. Maç boyunca yaşanan bu sürprizlerle herşeye rağmen rakiplerinin birbirleriyle oynayacağı bir haftada büyük bir avantaj elde etmiş oldu.
Öne Çıkanlar: İbrahim Akın, Cristian, Gökhan Gönül, Gökay
Avrupa’dan Notlar:
  • Berbatov Blackburn karşısında 5 gol atarak Premier Lig tarihinde 5 gol atan 4. futbolcu oldu.
Published in: on Kasım 28, 2010 at 17:55  Comments (2)  

>Bir İç Savaş Hikayesi – El Clasico

>

“Savaşırsanız ölebilirsiniz, kaçarsanız en azından bir süreliğine yaşarsınız. Seneler sonra ölüm döşeğinizde yatarken bulunduğunuz güne geri dönüp düşmanlarımıza hayatlarımızı alabileceklerini, fakat özgürlüğümüzü asla alamayacaklarını söylemek için herşeyi feda etmez miydiniz!” Bu anlamlı sözleri duyduğumuz Cesur Yürek filmi Hollywood’un bize sunduğu en etkileyici hikayelerden birini anlatır. İngiliz diktatörlüğüne karşı İskoçyalılar’ın özgürlüğü için savaşan William Wallace’ın hikayesini anlatan film, aynı zamanda El Clasico’nun geçmişini hatırlatır.
Dünya futbolunun en önemli maçlarında biri olan El Clasico, yani Barcelona – Real Madrid karşılaşmaları tarihi zenginliklerle doludur. El Clasico tam anlamıyla “futbol asla sadece futbol değildir” sözünü kanıtlayan bir semboldür. Futbol ile birlikte bir çok tarihi politik mesajlar içeren bu iki takımdan Real Madrid İspanyol milliyetçiliğini temsil ederken, Barcelona ise Katalan milliyetçiliğini temsil eder. İspanya’nın en büyük iki şehrini temsil etmekle beraber, en son araştırmalara göre Avrupa da en fazla taraftara sahip iki takımın arasında oynanan maçlar bir Dünya Kupası finali niteliğinde geçer. La Liga’yı tarih boyunca domine eden iki takımdan Real Madrid 73 ve Barcelona 68 kupa kaldırmıştır.
İspanya’nın Fransa sınırına yakın bir bölgede bulunan Katolonya, tarih boyunca İspanya ve Fransa tarafından işgal edilmişlerdir. Günümüzde Katalanlar’ın İspanya da ki nüfusu 6.5 milyondur. Amerika keşfedildikten sonra savaşlardan kaçmak isteyen Katalanlar, özellikle Güney Amerika’ya göç etmistir ve bu kıtaya futbolu ilk getirenler arasındadırlar.
İki takım arasındaki politik ayırım 1930’larda İspanya İç Savaşı ile başlamıştır. Özellikle Franco’nun diktatörlüğü altında merkezleşmeye ve İspanyol milliyeçiliğinı vurgulamaya çalıştığı dönemlerde, iktidara karşı olan Katalanlar’ın en önemli sembolü Barcelona futbol takımı olmuştur. Barcelona’nın iktidara karşı gösterdiği sorunları gören Franco, 1936 senesinde muhafızlarına Barcelona başkanı Joseph Sunyol’a suikast düzenlemelerini emretmiştir. Diğer taraftan Real Madrid İspanya da ki birleşmenin ve kalkınmanın sembolü olarak görülür. Franco diktatörlüğünde zamanın en fazla sermayesine sahip olan Madrid, Katalan olmayan İspanyollar tarafından çok sevilir. Barcelona anarşi, komünism ve sosyalizmi temsil ederken, Real Madrid merkezleşme, milliyetçilik ve İspanya kraliyetini temsil eder.
Yakın zamana dönersek Real Madrid 2000 senesinde Florentino Perez başkanlığında “Galacticos” sistemine geçmiştir. Bir diğer anlamda Perez, sermaye üstünlüğünü kullanarak Avrupa’nın en büyük yıldızlarını yuksek paralara transfer ederek yıldızlar topluluğu oluşturmuştur. Makalele, Ronaldo, Figo ve Zidane gibi yıldızları takımına kazandırarak büyük başarılara imza atan Perez yönetimi son 10 senede 4 lig şampiyonluğu ve 2 Şampiyonlar Ligi kupası kazanmıştır. Barcelona ise 1990’ların başında Johan Cruyff’un teknik direktörlüğe gelişiyle total futbolun en büyük temsilcisi olmuştur. Yüksek paralarla transfer yapmak yerine kendi alt yapısından oyuncular yetiştiren Barcelona, kadrosunda çoğunlukla Katalan futbolcular bulundurarak kimliğinden hiç bir zaman kopmamıştır.
Kadrolarıyla adeta yıldız savaşlarını andıran iki takımın aralarında oynadığı maçlar her zaman çekişmeli geçmiştir. Şu ana kadar toplam 208 kere oynanan El Clasico da Barcelona 81, Real Madrid 85 kere kazanıp, 42 kere berabere kalınmıştır. İki takım arasında oynanan en unutulmaz maçlardan biri hiç şüphesiz 2002 yılında oynanan ve Real Madrid’in 2-0 kazandığı Şampiyonlar Ligi yarı finalidir. “Asrın maçı” olarak nitelendirilen bu karşılaşma televizyondan tam 500 milyon kişi tarafından izlenmiştir.
Son oynanan 4 maçıda kazanan Barcelona, Pazartesi oynanacak maç için doğal olarak favori gösteriliyor. Nou Camp da 95,000 Barcelona taraftarının önünde oynayan her rakip mutlaka zorlanacaktır. Mourinho Chelsea ve Inter ile Barcelona’yı yenerek, total futbolu en iyi çözen teknik direktörlerden biri olduğunu kanıtlamış oldu. Di Maria, Mesut Özil transferleri ve Ronaldo’nun yükselişte olan formuyla Madrid son senelerin en iyi performansını gösteriyor. Mourinho’nun gelişiyle defansif zaaflarınıda gideren Real Madrid şu ana kadar oynanan 12 lig maçında kalesinde sadece 6 gol yedi. Barcelona tarafından bakarsak Avrupa’nın en etkili orta sahasıyla Guardiola yönetiminde çok paslı takım oyununa devam ediyorlar. Portekiz – İspanya hazırlık maçında, Barcelona stoperlerinden kurulu İspanya defansının kalesinde 4 gol görmesi düşündürücü. Mourinho’nun büyük ihtimalle oynatacağı kontra atak sistemi karşısında Barça defansının Puyol’un tecrübesine çok ihtiyacı olacaktır.
Bir çok İspanyol ve Katalan için El Clasico İspanya iç savaşının bir tekrarı olarak görülür. Milyonların izleyeceği bu anlam dolu futbol şöleni hiç şüphesiz sürprizlerle dolu olacaktır. Portekiz diktatörü Salazar’ın dediği gibi, “futbol olmasaydı asla ülkeyi yönetemezdim.”
Published in: on Kasım 25, 2010 at 04:25  Comments (2)