>Dünden Bugüne Benzetmeler: Milan Baros – Sami Khedira

>

Serimizin yeni benzetmesi Galatasary’ın forveti Milan Baros ve Real Madrid’in orta saha oyuncusu Sami Khedira arasında! Milan Baros ülkemizde çok yakın tanıdığımız bir isim. 29 yaşındaki Çek golcünün geçmişi başarılarla dolu. Euro 2004’de 5 gol atarak turnuvanın Altın Ayakkabı ödülünü kazanmıştır. Galatasaray’dan önce Liverpool, Aston Villa, Lyon ve Portsmouth formaları altında oynayan Baros, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı altında 78 maçta 38 gol atmıştır. Baros Galatasaray’a gelmeden önce hayatının en önemli başarısını Liverpool forması altında İstanbul’da oynanan 2004-2005 Şampiyonlar Ligi finalinde 85 dakika oynayarak takımının kupayı almasında önemli rol oynamıştır.
Sami Khedira Güney Afrika’da oynanan Dünya Kupası sonrası büyük takımların transfer listelerine girmeyi başarmıştı. Tunuslu bir baba ve Alman bir annenin oğlu olan 23 yaşındaki orta saha oyuncusu 2010’da Real Madrid’e transfer oldu. Profesyönel kariyerini Stuttgart’da başlayan Khedira, bu forma altında oynadığı 4 sezon boyunca bir kere Bundesliga şampiyonu oldu.

Bu benzetme için Erdem Kılıç’a (http://twitter.com/#!/erdem_kilic) çok teşekkür ederiz. Siz de kendi benzetmenizi bize gönderin yayınlayalım!

Reklamlar
Published in: on Aralık 24, 2010 at 17:55  Comments (1)  

>AYİNESİ (AYNASI) İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ / SÜREKLİ HATA İTİRAF EDİLEREK TEKNİK DİREKTÖRLÜK YAPILMAZ

>

ÇORBA

Elinizde biraz un, biraz yağ, tavuk bulyon, su, limon ve şehriye var ise, mütevazi ama lezzetli bir şehriye çorbası yapabilmeniz mümkündür. Bunu yapmayı da annenizden, geleneklerinizden öğrenmiş olmanız doğaldır.
Ama elinizde çeşit çeşit bol malzeme var ise, şimdi bütün iyiniyetinizle çok farklı ve çok lezzetli başka bir çorba yapma isteğiniz tek başına yeterli olmayacaktır. Sınırlı malzeme ile yapmaya alışık olduğunuz şehriye çorbasını yapma başarınız, hayalinizdeki öbür çorbayı da aynı başarı ile gerçekleştirebileceğiniz anlamına gelmez. Bunun için farklı malzemelerin kombinasyonu hakkında daha üst bilgilere ve yemek pişirme konusunda farklı tecrübelere sahip olmanız gerekir. Bilgi ve tecrübeleriniz, hayalinizi gerçekleştirmeye yeterli değilse, yapmaya çalıştığınız çorba, olumsuz anlamı ile “çorbaya dönecektir”.
Öte yandan, insanlarda bulunması gereken “efendilik, dürüstlük, açık sözlülük v.b.” gibi asli nitelikler, günümüzde siyasette, sporda, iş hayatında, sosyal yaşamda, bulunmasında güçlük çekilen özel ve üstün nitelikler haline dönüşmüş durumdadır.
Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aykut Kocaman’ın bu bağlamlarda güzel şehriye çorbası pişirebilen ve iyi insanlarda bulunması gereken asli niteliklere sahip olan düzgün bir insan olduğu hiç şüphesizdir.
Ancak irdelenmesi gereken konu, Aykut Kocaman’ın insan kişiliği ve daha önce pişirebildiği şehriye çorbası değil ama, gerek kendinin bütün iyi niyeti ile hayal ettiği, gerekse taraftarların ondan beklediği tasarımı, yaptığı işte gerçekleştirebilmeye muktedir olup olmadığıdır.
Bunun yanı sıra, doğru bir hedefe yönelik değişimlerin süre ve sabır gerektiği de bilinmektedir. Ama özellikle de büyük hedefleri olan büyük camialarda bu sürenin sabırla geçirilebilmesi için, değişimi gerçekleştirmesi beklenenlerin bunu başarmaya yeterli olduklarına inanılması ve yaptıkları uygulamalarda beklentilere uygun ışıkların görülebilmesi gerekir. Yoksa zengin olanaklara, büyük hedeflere ve geniş camialara sahip olan önemli kurumlar, değişimin deneme-yanılma metodları ile aranacağı platformlar değildir. Tıbben tedavisi mümkün olan bir hastalığınızın tedavisi zahmetli süreçler gerektirse de, doktorunuzun bilgi ve tecrübeleri güven veriyor, uygulamaları da giderek size iyileşme yolunda olduğunuzu hissettiriyor ise, yapacağınız en doğru şey sabırla doktorunuza uymanızdan başka bir şey değildir.
Aykut Kocaman uzun yıllar Fenerbahçe’de futbol oynamış, ardından Türkiye’de değişik takımlarda teknik direktörlük yapmış, bu sezondan 1 yıl önce de Genel Menager olarak Fenerbahçe Futbol branşının başına getirilmiştir. Dolayısı ile, Türkiye’ye yurt dışından ithal edilen yabancı teknik direktörlerin başarısızlıkları halinde ileri sürülen, Türkiye’ye adapte olma süreci, Türk futbolunu bilmeme, takımını yeterince tanımama v.b. gibi mazeretler, onun için geçerli değildir.
Aykut Kocaman’ı, düzgün insan kişiliğine ve inanç bağlamında ruh hallerimize göre değil ama, yaptığı profesyonel iş bağlamında, geçen yarım sezonun sonuçlarına ve görüntülerine göre değerlendirdiğimiz taktirde, durum hiç de iç açıcı görünmemektedir.
Sonuçlara bakarsak, Fenerbahçe Avrupa’da son derece başarısız olmuş, Lig’de hiç bir derbiyi ve büyük maçı kazanamadığı gibi, kendinden çok daha az olanaklara sahip olan takımlara yenilerek veya berabere kalarak çok fazla puan kaybetmiş ve bir büyük mucize gerçekleşmediği taktirde de Türkiye Kupası’ndan elenmiş durumdadır.
Oynadığı futbol’un görüntülerine bakarsak da, geçen sezonlara nazaran kadro zenginliği ve kalitesi büyük ölçüde artmış olmasına ve Aykut Kocaman’ın geçmiş sezonlarda oynanılan futbola getirdiği haklı eleştirilere karşın, Fenerbahçe’nin yeni bir anlayışla ve ilerisi için ümit veren şekilde bir futbol oynamaya çalıştığını iddia etmek mümkün değildir.
Aykut hoca, takımı ilerde sürdürülebilir başarılara götürecek ve arkasında durabildiği yeni bir sistem, farklı bir oyun anlayışı getirebilmiş değildir. Başta Alex ve bir iki oyuncu üzerinden yaptığı bir takım denemelerin, olmayacak zamanlarda denediği 4-3-3 sisteminin sürekli arkasında durmak bir yana, daha maç içinde olumsuz sonuçlar ortaya çıkınca hemen bu düşüncelerinden vazgeçmiş, üstelik o noktadan sonra yaptığı yanlış müdahalelerle, eski oyun sistemine de dönmeyi başaramayarak, takımı tam anlamıyla olumsuz anlamda “çorba”ya çevirmiştir. Bunun en son ve en dramatik örneği de, Fenerbahçe’nin başında yarım sezon boyunca teknik direktörlük yapmış olmasına rağmen, Türkiye Kupası maçında Bucaspor’a karşı çıkardığı takım ve oynattığı futboldur.
Umut verici bir teknik direktör, bir takımın başına geçtikten kısa bir süre sonra, o takıma elinin olumlu olarak değdiğini gösterebilendir. Şenol Güneş’in Trabzonspor’un, Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor’un, Hikmet Karaman’ın Manisaspor’un, Samet Aybaba’nın Bucaspor’un başına geçmesinden sonra takıma olan olumlu etkileri kısa sürede görülmeye başlamıştır.
Ama, Fenerbahçe teknik direktörünün hayalindeki takım için sarfettiği ve bu gün herkesin başına geçtiği ya da taraftarı olduğu takım için söyleyeceği “mücadele eden, ısıran, saldıran, ayağa pas yaparak ileriye oynayan, total futbol anlayışına sahip olan …” tarzındaki hoş ama yuvarlak sözleri, sahada sergilenen futbolda en azından umut verici ışıklar halinde de olsa, sahada karşılıklarını gösterebilmiş değildir. Görünebilenler ise, yeni ve olumlu transferlerine rağmen, Fenerbahçe’nin önceki dönemlerine nazaran gösterebildiklerinden çok farklı değildir.
Gönül,  Fenerbahçeliliği ve düzgün insan kişiliği tartışılmaz Aykut Kocaman’ın başarılı olmasını ve uzun yıllar takımın başında bulunarak Fenerbahçe’ye kalıcı gelişmeler sağlayabilmesini diliyor.
Ama yapmakta olduğu profesyonel iş 2010-2011 sezonunun ilk yarısının sonunda değerlendirildiğinde, durum hiç de umut verici görünmüyor.
Published in: on Aralık 23, 2010 at 20:09  Comments (1)  

>Evet, Benim de Bir Hatam Var! – Aykut Kocaman Neden Kalmalı

>

Haftalardır Türk futbolunu değerlendirirken sorunların başladığı yerin lider pozisyonunda olan insanların egoları olduğunu yazıyorum. Yapılan hamleler hep günü kurtarma amaçlı olup kısa bir süre sonra yeni sorunlara yol açıyorlar. Takımların başına getirilen isim yapmış yabancı hocalar sorunları kendilerinde bulmak yerine hep başka yerlerde arıyorlar. Kendi fubolcularına sayan, rakip takımın oyununu aşağılayan, yönetimleri kötü adama çeviren bir çok teknik direktör geldi geçti. Özellikle büyük takımlarımızın başına geçen yabancı hocaların genellikle başarısız ve kalıcı şeyler bırakmadıklarını görüyoruz. Ülke futbolumuzda yaşadığımız başarıların neredeyse hepsinin yerli hocalar tarafından geldiği de bir istisna değil. Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline taşıyan Zico dışında yabancı hocaların elde tutulacak bir başarısı bulunmuyor. Yerli hocalara baktığımızda ise çok çabuk harcanmalarına rağmen tam bir sezon şans verildiği taktirde takımlarını daha iyi yerlere taşıdıklarını görebiliyoruz.

Aykut hoca Fenerbahçe’ye geldiğinden beri kamuoyu ikiye bölünmüş durumda. Özellikle birinci devrenin son maçı olan Bucaspor karşılaşmasından sonra istifa sesleri yükselmeye başladı. Bir taraf Fenerbahçe’nin devre arasında liderin 9 puan gerisinde olmasını Aykut hocaya bağlarken, diğer taraf ise takım beklentinin altında bir performans sergilese de Aykut hocaya sabır gösterilmesini savunuyor. Aykut Kocaman Mustafa Denizli’den sonra takımın başına geçen ilk yerli hoca olmakla birlikte bize alışmadığımız bir çok ilki göstermeye başladı. Dilerseniz konuk olduğu NTV ekranlarında yayınlanan 100% futbol programında yaptığı açıklamalarla Aykut hocayı değerlendirelim:
“Futbolcular montaj malzemesi olarak görülüyor, bu insanlar egoları çok yüksek yaşayan organizmalar kolay bir şekilde silip atamazsınız”
Ben dahil bir çok blog yazarı, spor yorumcuları, köse yazarları bu yanlışı zaman zaman yapıyoruz. Takım kötü oynadığında ilk düşünülen şey daha farklı nelerin yapılacağıdır. Alternatif düşüncelerden en basit ve ilk akıla gelen unsur formsuz olan bir oyuncunun oynatılmamasıdır. Bir çok kere (haklı olarak) Caner yerine Santos, Aurelio yerine Necip, Barış yerine Aydın oynasın diyoruz. Fakat atladığımız nokta bu oyuncuların büyük takımlara kadar yükselmiş, egosu yüksek ve herşeyden önce bir takımın parçası oldukları. Bu açıdan bakarsak futbolcularında birer insan olduklarını ve bir kaç maç kötü performans gösterdiklerinde hemen silip başkasını koyduğumuzda bir insan üzerindeki etkiyi unutmamamız gerekiyor. Profesyönellik elbette her futbolcuda olması gereken bir özellik. Fakat Aykut hocanın dediği gibi profesyönellikle insanlık duygularını örtemeyiz.
“Brazilya’nın sol beki takımımıza verim sağlayamıyorsa onu Brezilya’nın sol bekinin düşünmesi lazım”
Bu sözler ilk duyulduğunda “bana ne soruyorsun git ona sor” anlamına gelebilir. Fakat hoca burda yine çoğunlukla üstünde durulmayan futbolcunun profesyönellik konusu ortaya çıkıyor. Bu konuyu sadece Santos değil Fenerbahçe’de olan bir çok futbolcu için söyleyebiliriz. Başta Cristian, Santos, Bilica, Kazım olmak üzere bir çok futbolcu sahada verdikleri mücadeleden kafalarında bir çok şeyi bitirdiklerini gösteriyorlar. Ne kadar alternatif oyuncu varsa o kadar rekabet artar denir. Bu oyuncuların olduğu takımda bırakın rekabeti futbol bile bulmak çok zor oluyor. Burda Aykut hocayı eleştirenler bu oyuncuları oynatmaması gerektiğini ve oyuncuları düzeltme görevinin onda olduğunu söylüyorlar. Aykut hoca bu tür oyuncuların hemen hepsine hak ettiklerinden çok daha fazla şans tanıdı. Santos’u son maçlarda oynatmasının tek sebebi Caner’in ondan da beter durumda olmasındandır. Futbolcu kötü ise hemen teknik direktörleri suçlamak istiyoruz, ama unutmayalım ki dünyada bir çok takımın oyuncuları teknik direktörlerini takımdan göndermişlerdir (Örnek: Milan – Fatih Terim, Galatasaray – Rijkaard).
“Galatasaray maçında bir hata yaptım takımı o kadar fazla ileriye dönük oynatmamalıydım.”
“Semih’i oyuna almada iki maçta çok geç davrandım, kendisinden de özür diledim.”
“Kayseri ve Antep maçlarında takım olarak çok kötüydük bunun hiç bir mazereti olamaz.”
Aykut hocanın en dürüst olduğu tarafı kendi yanlışlarını itiraf etmesidir. Bir çok gelen yabancı hoca için ülke futbolumuzu bilmediğini söyledik ve onlar da hatayı hep başka yerlerde aradılar. Yerli hocaları ise yetersiz dedik, büyük takım deneme tahtası değildir dedik ve gönderdik. Çok klişe bir söz olsa bile herkez hata yapabilir. Mourinho, Ferguson, Wenger günümüzde bile hata yapabilen hocalardır. Esas önemli olan hocaların hatalarından ders çıkarmalarıdır. Bunu yapmak içinde en önce kendi hatalarını kabullenmeleri gerekir. Rijkaard’ı, Schuster’i eleştirirken önce kendi hatalarını görmediklerinden yakınıyoruz. Fenerbahçe’de bu sezon Avrupa gitti, Türkiye Kupası ve Şampiyonluk da çok zor gözüküyor. Takımın bu hale gelmesinin en büyük sorumlusu Aykut Kocaman’dır. Fakat kendi hatalarını kabullenip, düzeltme çabasında olan bir teknik direktör her zaman gelicek için ışık verir.
“Fenerbahçe’nin hoca olarak beni kabullenmesi uzun zaman aldı.”
“Aykut gibi bir adam Fenerbahçe’nin başına getirilir mi? Teknik direkörlük kariyeri bu kadar kısıtlı olan bir adamın büyük takımın başında işi ne?” Gibi bir çok eleştiri halen duyulmakta. Aykut hocaya karşı olmanın en büyük nedeni kabullenememe açısından geliyor. Senelerdir kariyerli ve önemli başarılar kazanmış teknik direktörler gören taraftarın Aykut Kocaman’ı kabullenmesi gerçekten çok zor. Aslında Aykut Kocaman’ın getirdiği en büyük yenilik (tam olarak getirebilirse tabii) taraftarın kökten bir değişikliğe gitmesidir. Sezonun başında Aykut hoca altında Fenerbahçe’nin yaşayacağı değişikliğin çok sancılı olacağı söyleniyordu. Bu sancı beklenin çok daha fazla üstünde geçiyor diyebiliriz. Aykut hocanın yaptığı hamlelerin bazıları yanlış da olsa hep geleceğe yönelik oluyor. Gökay, Okan Alkan gibi genç oyuncuların takıma katılmasıyla eski zamanlara göre takımda çok daha iyi bir rotasyon var. Genç, mücadele eden ve “Fener ruhunu taşıyan” oyunculara önem veriliyor. Daum, Aragones ve Zico dönemlerinde risk alınmadan Önder ve Uğur Boral gibi oyuncular hangi pozisyon olursa olsun boşluk doldurma amaçlı kullanılırken, şimdi takım çok daha sağlam bir yedek kadroya sahip. Ayrıca en son Daum döneminde Fenerbahçe 8 maç üst üste kazanıp şampiyonluk yarışını son maça kadar taşımıştı. Fakat 8 maçlık başarının gelicek açısından takıma hiç bir şey kazandırmadığını görüyoruz. 
Ülkemizin en gelecek vaad eden hocalarından biri hiç şüphesiz Abdullah Avcı. Bu sezon sonunda kontratı biteceği için bir çok büyük takımın başına geçilmesi gerektiği konuşulmakta. Abdullah hoca 4 senedir başında olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyespor her zaman bu kadar başarılı değildi. Takımın Süper Lig’e çıktığı 2007-2008  sezonunda uzun süre küme düşmemeye oynayıp 12. sırada bitirmişdi. 3 sene sonra aynı Abdullah hoca şimdi en iyi yerli teknik direktörler arasında gösteriliyor. Abdullah Avcı biraz sabrının neler getireceğinin en önemli örneği. Elbette taraftar baskısı olmayınca sabır çok daha kolay oluyor.
Published in: on Aralık 22, 2010 at 08:36  Comments (1)  

>Dünden Bugüne Benzetmeler: Kemal Aslan – Alexander Frei

>Serimizde ikinci benzetmemiz Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Kemal Aslan ve İsviçre milli takımının kaptanı Alexander Frei arasında. Frei hiç şüphesiz İsviçre’nin yetiştirdiği en önemli futbolculardan. Kariyerine 1997’de Basel’de başlayan Frei, 2004-2005 sezonunda Renne forması altında attığı 20 gol ile Fransa gol kralı olmayı başardı. Kemal Aslan 2003-2008 sezonlarında Fenerbahçe’ye büyük umutlarla transfer olmasına rağmen, özellikle yaşadıgı sakatlıklar yüzünden bekleneni veremedi. 21 yaş altı milli takımın en önemli orta saha oyuncusu olduktan sonra şanssız bir şekilde düşüş yaşayan Kemal, kariyerine Çaykur Rizespor’da devam ediyor.

Bu benzetme için Mustafa Bilir’e () çok teşekkür ederiz. Sizde kendi benzetmenizi bize gönderin yayınlayalım!

Published in: on Aralık 20, 2010 at 22:11  Comments (2)  

>Dünden Bugüne Benzetmeler: Ziya Doğan – Higuain

>Bize eski efsaneleri hatırlatan, eski günlere götüren bir çok oyuncu var futbolumuzda. Bazı futbolcular oyunlarıyla, bazıları karakterleriyle, bazıları ise tipleriyle benziyorlar eski günlerimizin futbolcularına. İlk benzetmemiz 2007-2008 sezonunda Beşiktaş’a transfer olan Arjantinli forvet oyuncu Higuain’den geliyor. Şu anda futbolculuk hayatına Arjantin liginde devam eden Federico Higuain, bize Konyaspor’un teknik direktörü Ziya Doğan’ı hatırlatıyor! 1978 – 1987 senelerinde Beşiktaş’ta forvete dönük orta saha oynayan Ziya hoca, oynadığı dönemde takımıyla 2 kez şampiyonluk gördü. Ziya hocanın mücadeleci ve forvete yatkın oynadığı futbolu, çalıştırdığı takımlarda da görmeyi umuyoruz.

Bu benzetme için Sinan Yiğit’e (http://snyigit.blogspot.com/) çok teşekkür ederiz. Sizde kendi benzetmenizi bize gönderin yayınlayalım!


Published in: on Aralık 19, 2010 at 20:28  Yorum Yapın