Evladıma Miras Bu Sevda

Evladıma Miras Bu Sevda

Bir gün inşallah benim de bir çocuğum olursa eğer, gururla parlayan gözlerle anlatacağım UEFA Avrupa Ligi yarı final serisinde oynadığımız iki maçı. Çünkü Fenerbahçeli olmanın gerektirdiği budur, nesilden nesile, babaların oğullarına bıraktıkları bir “miras”tır Fenerbahçeli olmak. Iliklerine kadar işler insanın Fenerbahçeli olmak, totem yaptırır, Fener penaltı atarken sahaya sırtını döndürtür, televizyon başında izlerken rakip kalene yaklaşıyorsa aynı kelimeyi 8-10 kez üst üste tekrarlatır, sofu adama 70’lik “ayran” açtırır, sigara içmeyen adamı tiryaki yapar, ateiste bile tribünde “Allah’ım şu golü atalım ilk Cuma sendeyim söz!” dedirtir.

Işte böyle yaşayan bir takımın serüveniydi UEFA Avrupa Ligi, böyle yaşayan bir adamın yönettiği bir takımdı, Dünyaya böyle bakan birinin teknik direktörlüğünü yaptığı bir takımdı Fenerbahçe.

Hakkındaki tüm düşüncelerimin sonuna kadar arkasındayım Aykut Kocaman. 3-5-10 istersen 20 yıl kal bu takımın başında, oyun yapını beğenmeyeceğim. Yeşilçam filmlerindeki gibi “Ayrı dünyaların insanıyız seninle…” Sen daha kontrollü ve yavaş bir oyun benimsiyorsun, ben daha hızlı, vesaire vesaire… Aynı şeyi sevmek için aynı görüşte olmak zorunda değiliz öyle değil mi?

Teşekkür ederim yaşattıkların için, 24 yıllık hayatımda Mayısta Avrupa kupası heyecanı yaşattığın için, yapılan tüm eleştirilere rağmen beyefendi tavrından asla taviz vermediğin için. Sen de sağ ol Volkan Demirel, bütün sezon sakat omuzunla korudun kaleyi. Egemen Korkmaz… Ilk sezonundu, Beşiktaş’tan geldin, sakatlıklar yaşadın, ama ben seni Benfica deplasmanında ikinci yarıda kollarını iki yana açarak Sparta Kralı Leonidas gibi “Huuuauauaaaaaaa” diye bağırıp topa kafa vurmanla hatırlayacağım ve öyle anlatacağım çocuklarıma… “Bizim takımda bir Leonidas vardı çocuklar” diyeceğim.

Leonidas Egemen

Cristian Baroni; geldiğin günden beri azap çektirdin bana, gamsızlığının işe yarayacağı tek yerde, penaltı atışında kullanamadın o özelliğini… Belki takımın finale çıkmasına mal oldu bu hareketin, ama olsun, sana da teşekkürler, akıttığın ter ve gözyaşlarının hatırına. Ve özellikle sen Dirk Kuyt… Tıbben imkânsızı başarıp “8 ciğerle” oynadığın için ve bunu 32 yaşında yaptığın için ayrıca teşekkürler.

 

Bu serüvende emeği geçen herkese teşekkürler…

Dipnot: Kendi takımları Avrupa’da maç yapınca “milliyetçilik”ten bahsedenler, söz konusu takım Fenerbahçe olunca kazandığında inlerine çekilip, kaybettiğinde ulusal bayram havasında geçiriyorlar günlerini. Bu sincap IQ’lulara yegâne tavsiyem şudur:

“Kendi takımının başarısından çok, rakibinin başarısını ya da başarısızlığını konuşuyorsan, git bir aynaya bak ve taraftarlığını sorgula derim.”

Rıdvan Nicolas Erdem

Reklamlar
Published in: on Mayıs 3, 2013 at 13:23  Yorum Yapın  

The URI to TrackBack this entry is: https://midaskral.wordpress.com/2013/05/03/evladima-miras-bu-sevda/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: